Pazar, Kasım 24, 2019

Öğretmenim Seni Unutmadım... Unutmam ki

Öğretmenler günü bugün. Dünyanın başka ülkelerinde de farklı günlerde kutlanan öğretmenler günü vesilesi ile bazı öğretmenlerimi yad ettim ben de.

İlk öğretmenimi hatırlıyorum; Frau Schwarz... "bayan siyah" diye zihnimde çevirirdim hep adını. Kısa kumral saçlarını, giydiği çan şekilli eteği anımsıyorum. Çok da iletişimimiz olmadı aslında, sınıftaki tek Türk öğrenciydim. Kara kuru, zayıf çelimsiz birşeydim işte. Duygusal bir bağımız olmadı kendisi ile; hasılı ilk öğretmenimdi.

Bir diğer öğretmenim matemetak öğretmeni Frau Martin idi. Adını bile yazarken gülümsüyorum, tatlı kadındı. Kızıla boyalı uzun saçları, kırmızı ruju, uzun sallantılı küpeleri, farklı renk fularları, pantolon ceket giydiği bol takımları ve en önemlisi gülen gözleri  ile beliriverdi işte karşımda. Leman Sam'ın minyatür hali gibi düşünün. Bir öğretmen olarak ilk duygusal bağımı onunla kurdum ben. Neden bilmiyorum, matematiği sevmemiştim ve tüm öğrencilik hayatım boyunca bu böyle gitti. Zor anladığım bir dersti ve sınıfta benim gibi matematik ile başı dertte olan birkaç arkadaşa Frau Martin, ders harici etüt veriyordu. Kaç kişiydik, 4-5 kişiydik sanırım. Derste anlamadığımı, etütte anlardım. Çok eğlenceli, şakacı ve sevgi dolu idi. Bizi bir büfeye götürmüştü hatırlıyorum; sırası ile ne içeceğimizi sordular, herkes cola, cola,cola derken ben düzeni "fanta" diyerek bozmuştum da çok gülmüştük. Kocaman bir kahkaha atmıştı Frau Martin. Sonrasında bir taşınma durumumuz oldu ve ben okuldan ayrılacağım için bana bir hediye alma inceliğinde bulunmuştu bu güzel kadın. İlkokul üçüncü sınıf öğrencisiydim. Dün gibi aklımda; parlak mavi satenden bir elbisesi olan, porselen bir palyaço almıştı bana. Ben bu porselen palyaço ile uyumuştum uzun bir süre. Yıllar boyu da sakladım. Bir gün kırılıverdi, çok ağlamıştım. Eğer hala yaşıyorsan Frau Martin; bu kara kuru Türk kızı seni hiç unutmadı ve öğretmen olarak ilk seni sevdi. Sana kocaman sarılmak isterdim şu an. Yaşamıyorsan da toprağın bol olsun ve seninle ilgili bütün iyi dileklerimi dualarımı kabul etsin Tanrım.

Bir başka öğretmenim de Suzanne idi. Suzanne benim okul sonrası gittiğim yuvadaki öğretmenimdi. Dalgalı kumral saçları, çilleri, kalın dudakları vardı. Çok enerjik, sevimli, neşeli, bazen otoriter ve en önemlisi karşısındakini etkin dinleyen bir öğretmendi. İki çocuğu vardı, kızının adını hatırlıyorum; Julia. Eşinden ayrıydı onu da hatırlıyorum. Bir gün bütün sınıfı evine davet etmişti ve Julia'nın ne kadar çok oyuncağı olduğunu görünce ağzım açık kalmıştı. Sanki ev bildiğin yuva gibiydi. Evlerinin bahçesinde bir ağaç ev vardı, filmlerde gördüğümüz gibi bir oyun alanı... Çok imrenmiştim.

Sonrasında Türkiye macerası başladı benim için. İlkokul beşinci sınıftan başlattılar beni burada. Öğretmenim Zerrin Akbulut, Malatya'lı, esmer, kısa kıvırcık saçlı, kısa boylu bir kadındı. Daha Türkçe'yi doğru dürüst konuşamadığım bir zamandı. Beni derse katılmaya teşvik ederdi. Bir gün tam cesaretimi toplayıp konu anlatımı için parmağımı kaldırmıştım. Sanki bugünü bekliyormuş gibi ilk beni kaldırmıştı tahtaya. "Aferin" demişti bana. Çok mutlu olmuştum.

Ortaokul yılları başladı. Türkçe- Edebiyat derslerini hep çok sevdim. Öğretmenimiz Tahsin Bozkurt  idi. Gri takımlı, zayıf, avurtları çökmüş, saç telleri incecik bir esmer adam. Sıra arkadaşım Funda ile sürekli giydiği bu gri takım için "sandık kokuyor" derdik. Ah bu çocuk acımasızlığı... ama affet öğretmenim, çocuktuk işte. Tahsin öğretmenim bir derste bize bir öykü yazdırmaya başladı. Öyküyü şu cümle ile bitirdi  :"keşke şimdi bir bardak çay olsa... üzerinde dumanı tüten sıcacık bir bardak çay"..."Öykünün gerisini getirin" dedi. İşte o gün, ben yazmayı çok sevdiğimi anladım. Sanki sağında solunda bir sürü kapalı kapı olan upuzun bir koridorda başıboş yürüyordum da, birden durup bir kapıyı açmıştım. Yazma kapısının anahtarı Tahsin öğretmenimin elindeymiş, anahtarı verdi, kilidi açtım ve o kapıdan girdim. Benim için bir başlangıç noktasıdır o yazı. Bir husus daha var Tahsin öğretmenimle ilgili, yılbaşı çekilişinde bir sınıf arkadaşıma "Sefiller"i hediye etmişti. Neden öğretmenime ben çıkmadım diye, açık söylüyorum arkadaşımı kıskanmıştım. Sefiller'i de ilk o zaman duymuştum. Tahsin öğretmenim bunu hediye ettiyse bu çok güzel bir kitap olmalı diye düşünmüştüm. Haklıydı. Sefiller, okuduğum en güzel kitap oldu.

Lisede ise ergenliğin verdiği enerji, dalgacılık, şımarıklık, aymazlık hali ile öğretmenlerime bakışım hep değişken oldu. Edebiyat öğretmenim Hülya Öztürk'ün benim için çok özel bir yeri vardır, konuşma stili, ses tonu, mimikleri, sevgisi, anlatıcılığı ve dinleyiciliği çok güzel bir öğretmendi. Ders harici konuları da konuşurdu, hatta ilk edebi dedikoduyu da ondan öğrenmiştim; Nazım Hikmet'in annesi bir başka yazara aşıkmış... "Kim öğretmenim kim" diye ısrar ettik ama söylememişti. Ve ben bunun cevabını inanır mısınız, daha bir kaç gün önce öğrendim :)) Ama size söylemem, araştırın kendiniz bulun. Hülya öğretmenimin eşi, futbolcu Tanju'nun avukatıydı o zamanlar. Bu bile sükseydi. Giyimi kuşamı, renkli, cafcaflıydı. Evine de gitmiştik öğretmenimin, içeri ayakkabılarımızla girmiştik. Hepimize Türk kahvesi ikram etmişti. Bizi bir yetişkin gibi karşılamıştı. Seni çok seviyorum Hülya öğretmenim.

Fizik öğretmenimiz Nebile hanımın dersinde asla ve kata ses çıkaramazdık. Büyük bir ciddiyet ile dersini anlatırdı. Onun da saçları kısa, eteği çan modeldi Frau Schwarz gibi. Hülya Koçyiğit ile Kadir İnanır'ın "Evlidir Ne Yapsa Yeridir" filmindeki Hülya Koçyiğit gibiydi o. Sınıfta çok nadir gülümserdi, gülmenin ona ne kadar yakıştığını düşünürdüm. Bugün Nebile öğretmenim ile sanal da olsa hala görüşüyoruz ve bana yılbaşında kartpostal attı, o kadar değerli ki benim için. Seni de çok seviyorum Nebile öğretmenim.

Döpiyesine uygun renk ayakkabı giyen müzik öğretmenimiz Nejla hanım, bütün lise son sınıf kızlarının hayran olduğu beden eğitimi öğretmeni Şeref bey, "put up your pencil dilek" diye beni sürekli uyaran İngilizce öğretmenimiz Sevgi hanım, yazılı sınavlarda ayakkabılarını çıkarıp sıraya çıkan sanat tarihi öğretmenimiz Meral hanım.... Tarihçi Taki bey.... Ah.... Öğrenciliğimin güzel simaları... Öğretmenler gününüz kutlu olsun. Sevgilerimle.